akşam yemeğinde televizyonda turkcell’in teaser mı desem, spoiler mı desem bilemediğim reklam tanıtımını izliyorduk. benim cüce sordu:
B: anne, sencil diyo adam. sencil ne demek?
J: bencil ne demek?
B: hep kendini düşünen.
J: hangi sözcükten geliyor olabilir?
B: ben.
J: şu durumda sencil de hep karşısındakini düşünen olmalı, değil mi?
B: hmm, evet.
J: ama böyle bir sözcük yok aslında, uydurmuşlar.
B: aaa, öyle mi?
J: hı hııı. diğerkâm var onun yerine.
B: tamam o zaman, ben de diğercan olcam.
J: diğercan değil oğlum, diğerkâm.
B: tamam, ondanım ben.
J: emin misin burak?
B: tabii, ben hep başkalarını düşünmüyor muyum?
J: tabii ya, haklısın.
kardeşimle birbirimize baktık. 8 yaşının bütün bencilliğini yaşıyor bu cüce. ama kendini öyle görmüyor. o kadar içten ki kendine olan düşkünlüğü, ilgi ve sevgi ihtiyacı, odak nokta olma kaygısı… insan bir şey de diyemiyor. hele bu sabah ikimizin gözünden de boncuk boncuk yaşlar akıtan o kavgadan sonra…
not: diğerkâm, diğergâm olarak da yazılıyor ama nişanyanın etimoloji sözlüğüne göre doğrusu şu: dīgar başka(sı) + kām seven. Muhtemelen 20. yy başlarında üretilmiş edebi bir deyimdir. Farsça sözlüklerde yoktur.
not2: türkçe’de “özgecil” diye bir karşılık bulmuşlar, ben de yeni öğrendim.
çağrışım: liseden aklımda kalan tek dîvan beyti (fuzuli)
ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı

yerim ben bu oğlanı.
By: Evli Adam on 26/11/2009
at 02:49
hele bir tamamen iyileşeyim, ben de yiyeceğim zaten:)
By: JoA on 26/11/2009
at 15:26