Gönderen: JoA | 29/11/2009

bu nasıl dinozor? benden daha genç olduğuna yemin edebilirim.

milliyet cadde’de çıkan çetin altan röportajından bölümlere buyurun:

Bayram ne getiriyor aklınıza?

Ailenin büyükleri hediye verir çocuklara. Çünkü çocuklar hediyesiz, oyuncaksız büyürler. Benim çocukken en büyük oyuncağım soyulmuş bir söğüt sopasıydı. Gerçek atımdı o benim. Sonra hela tıkanmış, annem o sopayla açınca o kadar kırıldım ki.

Of, çok kötü bir hatıra…
Anneler kocalarını sevmedikleri vakit çocuklarını da sevmezler, ama farkında değillerdir. Ben 8 yaşında Galatasaray’a bırakıldığım vakit ilk defa yalnızlığın ne olduğunu gördüm. Orada anneler gelip çocuklarına sarılırdı, bana kimsecikler gelmedi.

Bunu annenizle hiç konuştunuz mu?
Konuştum, hem de 65 yaşındayken. “Beni hiç sevmedin mi?” dedim. “Sevmedim, ne yapayım?” dedi. Hastalanmış beni doğururken. Kimbilir, belki de kızgınlığından söyledi o sırada, niye sordum diye…

***

Siz de, oğullarınız da çok erken baba olmuşsunuz. Uyarmadınız mı onları?
Babalar işin bokunu çıkaran adamlardır. Baba sözü dinlense, ben şimdi emekli bir büyükelçi olarak “Aziz hanımefendiciğim, bendeniz şu tarihte Washington’dayken…” diye hikayeler anlatıyordum sana.

***

Şimdi bir hikaye anlatayım sana. Bunu yazdım da ben, sonra beni mahkemeye verdiler. Dedem Hasan Paşa, Kuleli’yi bitirdiği vakit, Almanya’ya staja gönderilmiş. Orada unutmuşlar dedemi on sene. Alman ordusuna binbaşı olmuş. Erkanı Umumiye dairesine, yani Genelkurmay’a bir mektup yazmış sonunda: “Beni burada unuttunuz” diye. Hemen almışlar, topçu mektebine müdür yapmışlar. O sırada Dünya Savaşı çıkmış, Çanakkale’nin komutanı Liman von Sanders’e yaver olmuş. Selimiye Kışlası’na gittiklerinde tuvaletleri denetliyor Sanders. O zaman laboratuvar falan yok. “Herr Hasan, hiç böylesini görmedim” diyor. Hemen Almanya’dan iki bok uzmanı çağırıyor. Bakıyor uzmanlar, “Bunlar domuz yemez. Hayvansal protein alamaz, kalorisini ancak ekmekten alır. Onun için kan beyne değil mideye gidiyor, boku kocaman oluyor” diye rapor yazmışlar. Ben bu raporları yayınlayınca Türkler’in bokuna hakaret etmekten dava açıldı   hakkımda.

Yok artık! Nasıl savundunuz kendinizi?
Savcıya dedim ki “Bu olay Sultan Reşat zamanına rastlıyor. Siz Osmanlı savcısı değilsiniz, cumhuriyet savcısısınız. Atatürk ilke ve inkılapları sayesinde Türkler’in boku küçülmüştür diye savunma yapacağım” dedim. Adam kalakaldı.

***

“Yıllardır yazıyorum, anlatıyorum, dilimde tüy bitti” der misiniz?
Hayır. Yazı, başkası için yazılmaz. Rilke ‘Genç Şaire Mektuplar’a şöyle başlar: “Şair, ıssız bir adada kalmış olsa da, rüzgarın biraz sonra sileceğini bilse dahi gene kumsaldaki kumlara mısralarını yazan adamdır.” Başkası baksın diye gül çiçek açmaz. Sanat sanat için değildir. Halk için de değildir.

Kimin içindir peki?
Anlayan içindir. Varsa… Yazıya layık olabilmek benim aracım değil, amacım. Tadına varan vardır yoktur, onu bilemem. ‘Dinozor’, ‘eskimiş, çenesi düşük pezevenk’ de diyebilirler. Çünkü çürütmecilik çok gelişmiştir bizde.

***

Sizinle hep kadınlar konuşulur. Ben genç kuşak erkekleri konuşmak istiyorum. Benim kuşağımda sorun hep aynı; aniden yok olan erkekler…
Erkek arkadaş bol, koca yok değil mi? Özetleyeyim sana. Çünkü doktorlar spirali icat etti, kadınlar sevişince gebe kalmıyorlar.

***

Artık büyük aşklar yaşanamayacak mı?
Yaşanır. Yalnız aşkın da tarifini yapmak gerekir. Büyük aşk demek, doğada libidonun en uygun olduğu kişiye rastlamış olmak demektir. Doğanın bir isteğidir o.

***

Demokratik açılım:

25 sene bir çalkantı döneminde geçilecek. Etkiler ve tepkiler var. Ben istedim oldu yok. “Herkes laik olsun, herkes burjuva olsun. Şaraplı, balolu, kadınlı, danslı bir dünyayı emrederim, olur!” Öyle olmamış işte!

 


Yanıt

  1. ben bir bu adama bakıyorum bir de çocuklarına, araya sütçü falan girmiş diye düşünmeden edemiyorum. nerede bu adamın lafazanlığı dilbazlığı, nerede mahdumları. sütçüdür sütçü.

    • dilbazlık konusunda hemfikirim. ama aynı röportajda ahmet altan ve taraf gazetesini sormuşlar. onlar benim canım ciğerim, ne yazarlarsa altına imzamı atarım demiş. sütçü olamaz yani.

      bir de şöyle bir anısı var çetin altan’ın. şiir yazarmış. kız tavlamak için yazdığını söylüyor. bir gün şiirlerini yahya kemal’e götürmüşler. yahya kemal bakmış, “ama kadınlar şiir sevmez ki” demiş. halt mı etmiş rahmetli, onu bilemeyeceğim. lâkin ahmet altan’ın yazma saiklerine bakılırsa, babasına çekmiş olmalı.

  2. “Yaşanır. Yalnız aşkın da tarifini yapmak gerekir. Büyük aşk demek, doğada libidonun en uygun olduğu kişiye rastlamış olmak demektir. Doğanın bir isteğidir o.” demiş çıkmış içinden. Bunu hormana bağlarken annesin sevgisini hormana bağlamamış :) Her şey doğaysa bir tezat yok mu?

    • çetin bey’in aşktan anladığı şey sizin ya da benim anladığımızdan çok farklı olabilir. ama kastettği “aşk” anlayışı içinde, kendince mantıklı bir açıklama getirmiş bana kalırsa. annesinin sevgisizliğini demek istediniz herhalde. annenin hormonları babaya karşı da işe yaramadığı için sevmiyor iddiasında. sonuçta herkes doğurduğu ya da doğumunda pay sahibi olduğu çocuğu aynı “aşkla” sevmiyor ne yazık ki… ben tezat göremedim sevgili enis bey. yanlış anladım belki de sizi.

  3. Şöyle açarsak doğru olur sanırım. Aşkı insani ama tanımlanamaz bir şey olarak kabul ettiğimiz için itiraz ettik. Anne sevgiside keza tanımlanması çok zor bir şey. Bir insanın diğeri için böyle büyük bir fedakarlığa, emeğe katlanması kolay açıklanır bir şey değil. Hormonların belki tetikleyici bir etkisi vardır belki ama budur deyip konuyu kapatmak bize doğru gelmedi.

    • basbayağı yanlış anlamışım sizi. açıklama için teşekkürler.

      aşk tanımlanamaz bir şey mi, yoksa birden fazla tanımı olan bir şey mi, ondan pek emin değilim açıkçası. çetin altan’ın bahsettiği aşk tanımı da fazlasıyla hormonal. ama yanlış mı? bence değil. aşık olmak ile aşık kalmak arasında büyük fark var. o, aşık olmayı anlatmış bana kalırsa.

      anne sevgisinin de farklı tanımlamalarını yapmak mümkün. hormonların etkisi olsa olsa geçicidir. bu yüzden anne olmak ile anne kalmak arasında da dağlar kadar fark var. bence annelik asıl, çocuk bağımsızlığını kazanmaya başladıktan, karakteri oluşma sürecine girdikten sonra görülebiliyor. hamilelik, emzirme, bakım vs. kısmen hormonal, kısmen de zayıf olana karşı duyulan bir türlü sorumluluk hissi.

  4. http://www.sabah.com.tr/Yasam/2009/11/29/sevgisiyle_15_ay_yasatabildi

    Dün berberde gazetede okuduğumuz bir yazı, birazd a bu haleti ruhiye içinde idik. Ne kadar masumlar

    • az önce blogunuzda okudum bu yazıyı. masumiyet had tanımıyor, değil mi? yaşatabileceğini düşünüyor çocuk. bu taraftan bakınca, ne deseniz haklısınız. ama işte o masumiyet nerede?


Cevap bırak

Sizin cevabınız:

Kategoriler