bugüne kadar yazdıklarıma bakarak beni çok kolay tanıyabilirsiniz aslında. ama hadi diyelim ki hâlâ ne olduğuma karar veremediniz, bugünün hikâyesini apaçık yazacağım, hemen bileceksiniz beni. ona göre de yaklaşacak ya da uzaklaşacaksınız (bu ikisinden birini hâlâ yapmadıysanız tabii).
***
yeni işyerimdeki ilk günümdü bugün. dün gece epey geç yattım. ne de olsa artık sabahları 7′de kalkmak bana fazlasıyla yetecekti. saatimi 7′ye kurmuştum. 6.45′te sms geldi koşarak uzaklaştığım okuldaki yöneticimden/abimden: “uyan kız, servisi kaçıracaksın.” aslında aklımdan geçen “daha 15 dakkam var hocam, sen derdine yan” yazmaktı, kıyamadım. belli ki bu sms hem bugün gözlerinin beni arayacağını anlatıyor hem de “hayırlı olsun” diyordu. “sabahtan dersim yok hocam, metrobüsle geleceğim” yazıp gönderdim. daha 12 dakikam vardı. yine uyudum.
7.04′te uyandım. yüzümü yıkayıp comandante’yi aradım. okuldakiler alışmıştı artık benim sabah ritüellerime. her sabah 7 ile 7.30 arasında comandante’yi uyandırma çalışmaları yaparım. o hiç doyamaz uykuya. nazı da ne güzel çekilir onun. mayışık mayışık konuşur “aşkım 10 dakika daha nolur,” diye, kıyamaz insan. öğrencilerin bile diline düşmüştüm “hocam her sabah telefondasınız” diye. sabahki sms’i atan yöneticim ise bir seferinde “bu senin yaptığını ancak bir kadın yapar,” demişti, “erkekler olsa olsa sabahları bir kez telefon açar ama böyle 5 dakikada bir arayıp naz çekmez.” ben de ona cevap vermiştim: “yanılıyorsun hocam. bunu her kadın da yapmaz. ama zaten bu da her erkeğe yapılmaz.” neyse, konuyu dağıtmayayım.
8′e kadar kahvaltımı ettim, kahvemi-sigaramı içtim, ağır ağır hazırlandım ve evden çıktım. uzun süre kilometrelerce uzaktaki bir yere gittikten sonra, tek vasıtayla gidecek olmak, üstelik de yolun topu topu 20 dakika olması şaşırtıyor insanı. ofise daha önce bir kez gitmiştim. nasıl olsa yine bulurum. dolmuştan ineceğim yerde bir burger king var. küçük bir çarşı burası. hah, göründü işte. indim. çarşı aynı çarşı. ama burger king yok. aklımdan ilk geçen şey: “ulan kısmete bak, uğursuz muyum neyim? ben işe başlıyorum, burger king kapanmış.” çarşının yanından döndüm, bu blok olmalı. blok 2-1, evet burası. allah allah, merdiven çıkmış mıydım ben yahu? ah kaz kafam ah, ne olur sanki etrafına biraz daha dikkatli baksan! binadan içeri girdim. yahu, geçen gelişimde danışma sol taraftaydı, neden sağa taşımışlar acaba? ya dikiyorlar böyle kuleleri, katı matı da hatırlamıyor insan. şu görevliye sorayım: pardon, xxxxx 4. katta mıydı acaba, unuttum da. adam cevap verdi: “bu blokta öyle bir iş yeri yok hanımefendi.” nasıl olmaz yahu, daha geçen hafta buradaydım ben! en iyisi mehmet’i arayayım. gelmiştir ofise nasıl olsa.
- mehmet günaydın.
- günaydın ayşecim.
- ya ilk iş günümde gayet salakça bir şey soracağım sana.
- estağfurullah.
- 2-1 değil miydi blok?
- evet.
- e ben geldim, görevli bu blokta öyle bir işyeri yok diyor.
- olur mu öyle şey yahu, karıştırıyordur o.
- peki, geliyorum ben birazdan.
- görüşürüz.
tekrar adama döndüm. “emin misiniz? burada olmalı xxxxxxx” adam da şaşırdı. “hanımefendi, bakın liste burada. yok öyle bir yer.”
ancak o zaman durup düşünebildim:
1. burger king bayram tatilinde kapanmış olabilir mi?
2. bloğun girişine bayram tatilinde merdiven eklenmiş olabilir mi?
3. danışma bayram tatilinde yer değiştirmiş olabilir mi?
4. şirket bayram tatilinde blok değiştirmiş olabilir mi?
bunların hepsi ayrı zamanlarda olabilir ama aynı zamanda? ah salak kafam, ben kesin blokları karıştırdım. şu çarşının ilerisine doğru yürümek en doğrusu olacak. bir de ne göreyim? benim tek bir çarşı sandığım şey, birbirinin kopyası blokların art arda dizilmiş haliymiş. beşi bir yerde gibi bir şey. işte o beşi bir yerdenin iki numaralı reşat altınında bilin bakalım ne var? bildiniz, bir sıkımlık ipana kazandınız! burger king! yanında kıvrıl yukarı, blok 3-1. gir içeri. danışma solda. “xxxxx 4. katta mıydı?” “evet, hanımefendi. bir saniye, kayıt alayım.” “almayın isterseniz, ben burada işe başladım da. kaybolmazsam her gün geleceğim artık.” adamın cevap vermesine fırsat kalmadan kendimi asansöre atıyorum. ofisin kapısını mehmet açıyor.
- ilk gün işe gecikiyordum neredeyse mehmet ya!
- olsun ayşecim, kih kih kih.
- gülüyorsun ama ben sana blok 2-1 mi diye sordum, evet dedin. değilmiş!
- aaa, sen 2-1 mi dedin, ben 3-1 anladım.
bana bir gps takılması lazım, çok ciddiyim.
***
neyse, ilk iş günü başladı. yoğun ama ruhen sakindi. kimse kimseyi sıkıştırmıyor, bağırış çağırış yok. zaten toplam 4 kişiyiz. yaramaz kediyi de sayarsak 5. hayvan ilk başta çok korktu benden. sonra sırtımda bir şey hissettim, bir baktım yaratık sırtımla koltuğun sırtı arasında duruyor. e be güzelim, bir arkaya yaslansam al sana travma! ikimiz de diazemleri yutar uyuruz artık.
***
saat 17.30 oldu. yarım saat sonra mesaim bitecek. kapı çalındı. patron açtı. (bu arada patronumun benden bir yaş küçük olduğunu söylersem benim girişimci ruhtan ne kadar uzak olduğumu da kolayca anlayabilirsiniz.) içeri seslendi: “ayşe hanım, size bir şey gelmiş!” allah allaaah, bana ne gelir ki yahu! bir baktım, çiçekçi çocuk. ben alışkın değilim böyle inceliklere. elim ayağıma dolaştı. “yahu ben buranın adresini vermedim ki kimseye,” gibi bir şey geveledim. ne kadar saçmaladığımı sonra fark ettim ama geç oldu tabii. oysa bal gibi biliyorum kimden geldiğini. allame-i cihan olmaya gerek yok. koskocaman bir saksı, küp gibi. içinde bir bonzai. kenarında küçük bir zarf, içinde bir not. comandante’den tabii ki! kocaman bir sırıtışla mesajı okudum. bonzaiye nasıl bakılacağını öğrenme işini mehmet üstlendi. ben sefasını süreceğim! sevgilime “artık benim de dikili bir ağacım var şu hayatta” dedim. “saksıda ama olsun” dedi. ilk defa bir bonzaim oluyor. sağlam olsun, ömürlü olsun… ona bir isim düşünüyorum şimdi. bulunca buraya yazmayacağım…
not: iyi ki bu işyerindeki insanları 3 senedir tanıyorum ve iyi ki en azından işimi iyi yaptığımı biliyorlar. yoksa beni kesin geri zekâlı zannederlerdi.

ne güzel şenlikli başlamış. hayırlı olsun efendim.
By: Evli Adam on 02/12/2009
at 00:46
öyle oldu azizim. çok teşekkürler.
By: JoA on 02/12/2009
at 00:52
buraya (şu gülümser ifademle) çok şey yazmak istiyorum içim içime sığmadı okurken sevinçten. yazmayı beceremeyebilirim şimdi – sen anla he mi?
hayırlı olsun canım benim.
önce işine yerleş, sonra haber et, kahveye çaya bir şeye geleceğimdir, dibimdesin artık (neredeyse!)
By: WR on 02/12/2009
at 09:38
anladım canım, anladım:) çok öpüyorum seni. görüşeceğizdir.
By: JoA on 02/12/2009
at 10:19
Şahane, şahane!
Bonzerai? (Bonzer >< Bonsai)
By: metin on 02/12/2009
at 10:51
sizsiniz asıl bonzer metin beyciğim:)
By: JoA on 02/12/2009
at 11:00
Yeni işini gönülden tebrik ederim JoA, biraz heyecanlı başlamışsın ama olur öyle şeyler. Düşün ki ben yarı ömrü yollarda geçmiş biri olarak bazen kuzeyi hüneyi karıştırıp alay konusu olmaya devam ediyorum:))
By: fortunata on 02/12/2009
at 10:55
teşekkür ederim fortunata. bizi böyle sevsinler artık, ne yapalım:) ha bu arada, bugün de bindiğim minibüsün yol ortasında polis tarafından çekilip bağlandığını da yazayım da günüm macerasız başladı zannedilmesin:)
By: JoA on 02/12/2009
at 11:01
Tüh, beğendiremedim ismi!
By: metin on 02/12/2009
at 11:53
aaaa aşk olsun, bonzer “harika” anlamındaki bonzer değil miydi yoksa? beğendirememek değil de metin beyciğim, dün gece ismi koyuldu o çiçeğin. sonra size mail atarım, hikâyesini de yazarım. anlaştık mı?
By: JoA on 02/12/2009
at 12:00
JoAcım,
Adını sen koy yine ve bize söyleme, tamam da, şu bonzaiciğin fotosunu koysan birara?…
Malum “yay” merakı!
Bir de, yeni işinde çok huzurlu olmanı dilerim.
By: ekmekcikiz on 02/12/2009
at 11:55
ah aklıma geldi ekmekçikızcım da dijital kamera neyin yok bende. o yüzden şimdilik koyamıyorum. lakin kardeşimden araklayıp yapacağımdır o işi bir ara:) çok teşekkür ederim güzel dileğin için. darısı hepimizin başına diyeyim…
By: JoA on 02/12/2009
at 12:01
Pekü. Tamamdır! (Valla benim sevincim halâ sürüyor yeni işiniz için.)
By: metin on 02/12/2009
at 13:07
siz bitanesiniz:)
By: JoA on 02/12/2009
at 13:15
yazına bile yansımış sevincin
yeni işin hayırlı olsun, dilerim çoook mutlu olacağın, keyif alacağın bir iş ortamı olur senin için.
sevgiler
By: kelebeklerozgurdur on 03/12/2009
at 00:30
çok teşekkür ederim vildan. seni görmek güzel:)
By: JoA on 03/12/2009
at 00:33
Yine kendine haksızlık ediyorsun…
Yeni işin hayırlı olsun
By: Sibel on 03/12/2009
at 12:12
etmiyorum sibelcim ya, valla bak:) bir dükkana giriyorum mesela, çıkınca ters istikamete yürüyorum. o kadar vahim yani. ama bunun zekayla alakası yok tabii, o latife. benimki biraz dikkatsizlik, biraz da yön kavramı olmaması.
sağol annecik:)
By: JoA on 03/12/2009
at 12:33
Joacanım hayırlı uğurlu olsun. Bonsai de harika bir fikirmiş, vazoda solacak çiçeklerden bin kat güzel ve hep yanında
By: pisikopati on 03/12/2009
at 12:21
pisicim ya, bence de harika bir fikir. çok sağol:) ama sen nire gittin?
By: JoA on 03/12/2009
at 12:33
yeni is supermis hayirli olsun
By: polente on 04/12/2009
at 02:44
aaa polente gelmiş! çok teşekkür ederim. takipteyiz ağzımızın suyu aka aka. hadi bakalım, tabana kuvvet
By: JoA on 04/12/2009
at 08:25
gecikmeli bir tebrik olsa olur mu?
güzel geçsin günün Joam
By: efsa on 15/12/2009
at 12:52
olmaz olur mu efsacım, hem de şahane olur! böylece 40 gün 40 gece kutlayabilirim:) senin de güzel geçsin günlerin. bezelye’yi öperim.
By: JoA on 15/12/2009
at 21:38